Tarih Öğretiminde Arşivlerin Önemi
Toplumların ve devletlerin hafızaları olarak nitelendirilebilecek olan arşivler farklı iş akışlarını bir araya toplayan yapılardır. Arşivde çalışan kişilerin “koleksiyoner, kütüphaneci, belge yöneticisi, araştırmacı, tarihçi, ciltçi, restoratör ” gibi birçok role sahip oldukları düşünüldüğünde iş akışlarını daha iyi anlamak mümkündür. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu rollere “eğitimci” rolü de eklenmiştir. Arşivlerin öğretimsel amaçlarla öğretmenlere ve öğrencilere materyal sağlayacak imkânlara sahip olması modern arşivciliğin eğitim içerikleri üretme özelliğini ön plana çıkarmaktadır. Günümüzde birçok ülke arşivinin bünyesinde eğitim birimi olduğu görülmektedir. Bu eğitim birimlerinde tarih öğretiminde kullanılabilecek arşiv materyallerinin öğretim ortamına ulaştırılması sağlanmakta; öğretmen ve öğrenciler tarafından nasıl kullanılabileceğine ilişkin yönergeler hazırlanmaktadır. Gerek arşiv web sayfalarında oluşturulan eğitim içerikleri gerekse arşiv bünyesinde gerçekleştirilen atölye çalışmaları ve müze eğitimi faaliyetleri ile arşivcilerle eğitimciler arasındaki etkileşim arttırılmaktadır.
Tarih Eğitiminde Dijital Dönüşüm: AR ve VR Teknolojileri
Artırılmış gerçeklik (Augmented Reality, AR), gerçek ortamda gerçek nesne üzerinde öğrenme deneyimi; sanal gerçeklik (Virtual Reality, VR) ise mekân, zaman ve mali açıdan mümkün olmayan ortamları sanal dünyaya taşıyarak öğrenme deneyimi sağladığı için son yıllarda eğitimin tüm alanlarında tercih edilen teknolojilerdir. Daha çok tıp ve fen bilimleri alanında başlayan çalışmalar kısa süre içinde dil eğitimi ve diğer sosyal bilimler eğitiminde de yayılmaya başlamıştır. Tarih eğitiminde ise AR ve VR teknolojileri kullanılarak üretilen materyaller tasarlanan özel web sayfası, etkileşimli kitaplar aracılığı ile öğretmen ve öğrencilerle buluşmaktadır. Ayrıca sanal müze uygulamaları da müzeleri sınıfa getirerek güvenlik, zaman ve maliyet açısından kazanç sağlanmakta ve öğrencilerde müzeyi ziyaret ediyormuş hissi yaratmaktadır.
AR, var olan gerçekliğin üzerine teknoloji desteği ile ek bilgiler, açıklamalar, görseller eklenerek gerçekliğin daha nitelikli ve derin bir şekilde algılanmasını sağlamaktadır. AR uygulamaları bilgisayar tabanlı üretilmiş video, 3D, metin, grafik vb. dijital bilginin gerçek ortam üzerine eş zamanlı olarak bindirilmesiyle oluşturulmaktadır. Öğrenciler, AR uygulamaları ile gerçek ortamda, gerçek nesne üzerinde öğrenme deneyimi kazanabilmekte ve üç boyutlu yapıları kolaylıkla anlayabilmektedir.
VR, kullanıcıların bilgisayar tarafından oluşturulmuş üç boyutlu bir benzetim içinde otantik dünyaya ilişkin bir durumu, vücutlarına giydiği özel aygıtlarla duygusal olarak algılayıp bu yapay dünyayı etkin olarak deneyimleyebildiği sistemlerdir. Bu teknolojinin temelinde gerçek gibi hissettiren ya da gerçek gibi görünen bir dünya oluşturabilme yatmaktadır. Ortamda bulunma hissi yaratarak öğrenilen bilgilerin pratiğe dökülebilmesine olanak tanımaktadır.
Son yıllarda dünyada ve Türkiye’deki müzelerde AR teknolojilerinden yaygın olarak faydalanıldığı görülmektedir. Bu bağlamda müzeler, yeni yaklaşımlarla güncel teknolojilerden faydalanarak teknolojik gelişimle paralel bir gelişim eğilimindedirler. Farklı birçok ülkedeki müzeler ziyaretçilerin dikkatini çekmek, bilgiyi özümsemelerini sağlamak, onlara unutulmayacak farklı deneyimler yaşatmak gibi amaçlarla AR uygulamaları kullanmaktadır. Böylelikle dokunulamayan nadide eserler bu teknoloji ile elimizin üzerinde canlanmaktadır. Dünyada British Museum (British Müzesi), Sydney Powerhouse Museum (Sidney Powerhouse Müzesi) ve London Street Museum (Londra Sokak Müzesi) AR teknolojisini en aktif kullanan müzelerdir. Ayrıca Çin’de içinde sanal hayvanat bahçesi, sanal akvaryum, dijital sanat galerisi, eğlence alanları ve üç boyutlu sineması olan tema park bulunmaktadır. Fransa’da bulunan ve Fransız İhtilalinden sonra yıkılmış olan ancak günümüzde bilgisayar ortamında yeniden inşa edilip VR yardımıyla ziyaretçilerin binayı dolaşabildikleri The Abbey of Cluncy (Cluncy Manastırı) örnek olarak verilebilir. Türkiye’de ise Sabancı Müzesi AR teknolojisini en aktif kullanan müze olarak nitelendirilebilir.
Sözel ve soyut içeriğe sahip olan tarih dersinde materyal olarak genellikle ders kitabının kullanılması, dersin düz anlatım ya da soru-cevap yöntemleriyle sınırlı kalması öğrencilerin bu derse bakış açılarını olumsuz etkilemektedir. Bu noktada öğrenmeyi somutlaştırması, bilgilerin kalıcılığını artırması, dersi tekdüzelikten kurtarması, öğrenmeyi zevkli hale getirmesi ve kavram yanılgılarının da önüne geçmesi gibi yararlılıkları sayesinde AR ve VR teknolojilerinin tarih dersi öğretiminde yaşanan birçok soruna çözüm olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca duygusal anlayış ve empati gibi tarih eğitimi açısından önemli becerilere zemin oluşturabileceğinden AR ve VR uygulamalarının tarih dersleri için fırsat oluşturabileceği söylenebilir. Örneğin, VR uygulamaları tarih öğretiminde yer ve zaman açısından mümkün olmayan mekanları görme fırsatı sunan bir teknolojidir. Bir yandan Mısır piramitleri gibi hala ayakta olan fakat zaman ve maddi açıdan gidilmesi zor olan yerlere derste bir gözlük aracılığıyla gitme fırsatı sunmakta diğer yandan İnka Uygarlığı gibi günümüzde sadece kalıntıları olan uygarlıkları da sanal ortamda tekrar ayaklandırarak ziyaret etmeyi mümkün kılmaktadır.
Teknolojinin içine doğmuş, algıları açık ama ilgileri çabuk dağılan yirmibirinci yüzyıl gençlerinin ihtiyaçlarını anlamak, onların öğrenme hızına yetişmek ve dersleri onların ilgi ve ihtiyaçlarına göre planlamak ayrı bir önem kazanmıştır. Özellikle soyut konu ve kavramları içermesi, artık var olmayan objeleri tanıtmaya çalışması ve sadece kalıntıları olan medeniyetleri konu alması tarih dersi için dijital araç kullanımını adeta zorunlu hale gelmiştir. Bu bağlamda tarih derslerine AR ve VR teknolojilerini entegre etmek, bu teknolojiye uygun materyal üretmek günümüzde duvarların olmadığı sınıflarda öğretmen ve öğrencilere farklı deneyim fırsatları sunacak, tarih derslerine yeniden bakmamızı sağlayacaktır.
Dijital Tarih: “Gelecek Burada, Geçmişin Burada Olduğu Gibi”
Bir tarihçi, tarih eğitimcisi ya da tarih öğretmeni çalışma odasından çıkmadan arşiv ya da kaynak araştırması yapabilir mi?
Avustralya’daki ofisinden Google Earth’ı kullanarak Suudi Arabistan’da İslam öncesi döneme ait binlerce mezar kalıntısı bulduğunu iddia eden tarihçi David Keneddy ve M.C. Bishop’a göre evet bu mümkün!
21. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bilgisayar ve internet teknolojisinde meydana gelen dramatik değişiklikler her alanda olduğu gibi tarih, tarihçilik ve tarih öğretiminde de anlayış değişimine neden oldu. Dünyada 1990’lı yıllardan itibaren hızlı bir şekilde başlayan kaynakların dijitalleşmesi, sanal müze çalışmaları hem tarihçiliğe hem de tarih öğretimine yeni bir boyut kazandırdı. “Dijital tarih” olarak tanımlanan bu anlayışın kapsamı her geçen gün genişleyerek yenilikçi bir hal aldı.
Dünyada hızla yaygınlaşan “Dijital Tarih” i nasıl tanımlayabiliriz?
Dijital tarih kavramını “bilgisayar, internet ve tarihin uyumlu bir şekilde kullanımı” ya da daha açık bir ifade ile “günümüz dünyasını ağlarla birbirine bağlayan internet üzerinden kaynaklara ulaşmak ve onları kullanabilmek” olarak tanımlanabilir. Dijital tarihi ve tarihçiliği oluşturan dijital kaynakların dijital olmayan kaynaklardan farklı yönleri bulunmaktadır. Öğretim odağını yükseltmenin yanı sıra dijital tarih kaynakları, her seviyedeki geleneksel tarih kaynaklarından daha fazla pedagojik ve metodolojik avantajlar sunmaktadır. Bu avantajlar şöyle sıralanabilir:
· Konunun tekrarının kolaylaşması ve artması,
· Tarihsel bağlamın güç kazanması,
· Bu bağlam içindeki nedenselliğin daha iyi anlaşılması gibi.
2020 Mart ayından bugüne tüm dünyayı saran salgının etkilediği alanların başında eğitim ve eğitime erişim konusunun olduğunu söylemek mümkündür. Eğitimde ‘dijital uçurum ‘olarak tanımlanan bu durumun etkisini en aza indirmenin yolu erişilebilir, kullanılabilir kaynaklarla olabilmektedir. Öğrencileri tarih öğretiminin merkezine çekmek, bilgiyi merkezileşmekten kurtarmak ve bilgiye erişimi demokratikleştirmek de dijital tarihin etki alanındadır. Ülkemizde dijital tarih adına atılan adımların etki alanının genişlemesi, bu anlamda TEBİT gibi dijital tarih uygulamaları ve projelerinin yaygınlaşması adına atılan adımlar umut vermektedir.